Göynük Kanyon ve Yayla macerası
1. Bölüm: Yola Çıkmadan Önceki Sessiz Telaş
Gece yarısına doğru evde yükselen tek ses, fermu
ar cırtları ve yere açılan matların hışırtısıydı. Ekibin her bir ferdi için 3 günlük Göynük Yaylası rotası yalnızca bir yürüyüş değil; doğanın kendi kurallarıyla yüzleşecekleri sürprizlerle dolu bir maceraydı.

Sırt çantaları odanın ortasında devasa kozalar gibi duruyordu. 50 ila 70 litrelik çanta hacimlerinin her bir santimetreküpü adeta bir mühendislik hassasiyetiyle planlanıyordu:
Gece Kampı ve Barınma: Çadır kumaşları, poller ve kazıklar çantanın alt ve orta kısımlarına dengeli bir şekilde yerleştirildi. Göynük’ün gece çökünce aniden düşen sıcaklığına ve yayla nemine karşı sıfır derecenin altına dayanıklı konfor dereceli tüy tulumlar, sıkıştırma torbalarında en küçülecek şekilde büzüldü. Şişme matlar ise çantaların iç tabanına omurga desteği verecek biçimde dizildi.
Mutfak ve Beslenme: 3 günlük kumanya hesabı yapılmıştı. Hafif ama kalori değeri yüksek freeze-dry gıdalar, kuruyemişler, yulaf ve yüksek proteinli barlar çantaların kolay ulaşılan bölmelerine koyuldu. Ekip ocakları, bütan gaz kartuşları, hafif alüminyum pişirme setleri ve su arıtma filtreleri grup üyeleri arasında eşit ağırlık oluşturacak şekilde paylaştırıldı.
Yürüyüş ve Teknik Ekipman: Likya Yolu'nun Göynük etabındaki sert çıkışlar, kayalık patikalar ve çam pürleriyle kaplı kaygan zeminler göz önüne alınarak bileği kavrayan vibram tabanlı trekking botları kapı girişine hazır edildi. Ayarlanabilir klipsli batonlar, kafa lambaları (ve yedek pilleri), su geçirmez gore-tex katmanlar ve ilk yardım çantası çantanın en üst "şapka" kısmına yerleştirildi.
Bilekleri koruyacak tozluklardan, gece kampta giyilecek termal içliklere kadar hiçbir detay şansa bırakılmamıştı. Son kontroller yapılırken herkesin zihninde aynı soru vardı: Gece dağda hava açacak mı, yoksa Göynük’ün meşhur sisli sürprizleriyle mi karşılaşacağız?
Grup mesajlaşma grubuna düşen son mesaj kısa ve netti: "Tüm ekipmanlar tamam. Sabah 05:00'te araçtayız. Göynük Yaylası bizi bekler."

2. Bölüm: Şafak Sökmeden Yola Düşüş ve Çınaraltı’nın İlk Işıkları
Sabahın 05:00'inde şehir henüz uykudayken, servis aracının bagajı birer birer tıklım tıklım dolan devasa sırt çantalarıyla kapatıldı. Ekibin yüzünde uykusuzluğun getirdiği mahmurluk olsa da gözlerdeki heyecan net bir şekilde okunuyordu. Servisin kapıları kapandı, motor gürültüyle çalıştı ve ekip, önlerindeki 3 günlük maceraya doğru ilk virajları dönmeye başladı.
Araç, dağ yollarına sardıkça havadaki o nemli şehir sıcaklığı yerini çam kokulu, buz gibi bir dağ havasına bıraktı. Hisarçandır yoluna girildiğinde ufuk çizgisi yavaş yavaş mor ve turuncu tonlarına bürünüyordu.
Ekip, geleneksel durağı olan devasa asırlık ağacın gölgesindeki Çınaraltı'nda kahvaltı molası verdi:
Gün Doğumu Seyri: Güneş, sarp kayalıkların ve derin kanyonların ardından ilk ışıklarını huzme huzme süzdürürken herkes büyülenmiş gibi sessizleşti. Dağların üzerini kaplayan ince sis tabakası, ilk ışıklarla birlikte adeta altın rengi bir denize dönüştü. Kamerasını çıkaranlar bu anı ölümsüzleştirmek için deklanşöre bastı.
Kahvaltı Sofrası: Ahşap masanın üzerine termostan dökülen dumanı üstünde çaylar, fırından yeni çıkmış sıcak ekmekler, tulum peyniri ve zeytinler dizildi. Yürüyüş öncesi glikojen depolarını doldurmak için sıkı bir kahvaltı yapıldı.
Son Zihinsel Hazırlık: Çaylar yudumlanırken gözler bir yandan da yukarıdaki sarp rotadaydı. Parkurun Hisarçandır’dan başlayan ve Göynük Yaylası’na doğru tırmanan sert eğimleri konuşuldu; batonlar son kez boylara göre ayarlandı, bot bağcıkları sıkılaştırıldı.
Kahvaltının ardından son bardak çaylar da içildikten sonra sırt çantaları yeniden yüklendi. Artık aracın konforu geride kalmıştı; botların altındaki ilk çakıl taşlarının hışırtısıyla birlikte Göynük Yaylası patikasına resmi olarak adım atıldı.
3. Bölüm: Üç Oluk’tan Ekizce’ye Çam Kokulu Adımlar
Hisarçandır geride kalırken botlar doğrudan Üç Oluk’un serin patikalarına temas etmeye başladı. Şehirdeki o boğucu havadan eser yoktu; başın hemen üzerinde pırıl pırıl parıldayan güneş, çam dallarının arasından süzülürken teni tatlı tatlı serinleten ılık bir dağ esintisi yürüyüşe eşlik ediyordu.
ekibin temposu ritmini bulmuştu. Yüksek çam ormanlarının altındaki iğne yapraklı yumuşak zeminde ilerlerken adımların sesi, rüzgarın fısıltısına karışıyordu:

· Orman İçi Patika: İrtifa yavaş yavaş artarken kanyonun ve çevredeki kayalık silsilelerin manzarası açılmaya başladı. Çam reçinesi kokusunun ciğerleri doldurduğu bu etapta ekip hem fiziki temposunu korudu hem de doğanın tadını çıkardı.
· Ekizce Yaylası’na Varış: Saatler öğleyi gösterdiğinde orman sıklaşan ağaçların ardından birdenbire açıldı ve Ekizce Yaylası’nın o düzlük, ferah coğrafyası göründü. Yeşil çayırların üzerindeki ahşap yayla evleri ve koyu gölgelikler, uzun bir molanın habercisiydi.
· 2 Saatlik Mola ve Keşif: Sırt çantaları omuzlardan indirildiğinde hissettirdiği o hafiflik duygusuyla birlikte 2 saatlik mola başladı:
o Yemek Süresi: Mutfak ekibi hızlıca ocakları kurdu. Sıcak çorbalar, pratik yemekler ve yürüyüşün yorgunluğunu alacak enerji barları tüketildi.
o Keşif ve Dinlenme: Ekibin bir kısmı matlarını serip ağaç altlarında kısa bir şekerleme yaparken, diğerleri yaylanın çevresini ve eski patikalarını keşfetmek için kısa yürüyüşlere çıktı, kadrajlarını yaylanın eşsiz dokusuna çevirdi.
enerjiler şarj edilmiş, bacaklar dinlendirilmişti. Ancak gökyüzünün uzak köşelerinde toplanmaya başlayan bulutlar, Göynük Yaylası’na doğru devam edecek olan sonraki etap için havanın her an değişebileceğinin ilk sinyallerini veriyordu.
4. Bölüm: Hisarçandır Çeşme Mevkii ve İlk Kamp Ateşi
Ekizce Yaylası’ndaki 2 saatlik yenilenme molasının ardından ekip, sırt çantalarını tekrar kuşanarak rotanın bir sonraki etabı olan Hisarçandır Çeşme mevkiine doğru yürüyüşe geçti. Saatler öğleden sonrayı gösterirken, güneş ufak ufak alçalmaya ve ağaçların uzun gölgeleri patikanın üzerine düşmeye başlamıştı.
Yayla düzlüğünden ayrılıp sık çam dokusunun içine girildiğinde, havanın sıcaklığı yerini sert ve serin bir dağ rüzgarına bıraktı. Patika yer yer tatlı meyillerle inip çıksa da günün yorgunluğu bacaklarda hissedilmeye başlanmıştı:
· Patikadaki İlerleme: Ekip, tempo disiplinini bozmadan tek sıra halinde ilerlemeyi sürdürdü. Yol boyunca asırlık çamların arasından süzülen ışık huzmeleri ve vadi tabanından yükselen kuş sesleri, adımların yorgunluğunu hafifletiyordu.
· Hisarçandır Çeşme Mevkiine Varış: İleriden gelen tatlı bir su şırıltısı, ilk günün son durağına yaklaşıldığının habercisiydi. Dağın bağrından gürül gürül akan buz gibi pınarın başına ulaşıldığında, ekibin yüzünde günün tüm yorgunluğunu silen bir tebessüm belirdi. Mataralar ve su torbaları bu kaynak suyuyla dolduruldu.
· İlk Kampın Kurulumu: Çeşmenin hemen yakınındaki düzlük ve rüzgara korunaklı alanda hızla kamp düzenine geçildi:
o Barınma: Zemin temizlendi, çadırlar rüzgarın esiş yönü hesaplanarak yan yana kuruldu. Tulumlar ve matlar serilerek geceye hazır hale getirildi.
o Akşam Yemeği ve Ahenk: Taşlarla çevrili emniyetli kamp alanında yakılan küçük bir ateşin etrafında toplanıldı. Ocaklarda pişen sıcak yemeklerin dumanı çam kokusuna karışırken, termoslardan dökülen çaylar eşliğinde günün ilk değerlendirmeleri yapıldı.
Güneş dağların arkasında batarken gökyüzü lacivert bir kadifeye dönüştü ve binlerce yıldız ortaya çıktı. Yorgun ama mutlu 10 yürek, ertesi gün onları bekleyen daha sert patikaların ve Göynük Yaylası’nın asıl sürprizlerinin merakıyla tulumlarına çekildi.

4. Bölüm (Devam): Kamp Ateşinin Sıcaklığı ve Gökyüzü Tiyatrosu
Hisarçandır Çeşme mevkiinde çadırlar kurulup ortalık karardığında, kamp alanının merkezinde yanan ateş etrafında 10 kişilik çember tamamlandı. Çıtırdayan odun sesleri ve yükselen kıvılcımlar, günün tüm yorgunluğunu anında unutturdu.
Ateşin tatlı sıcaklığında demlenen çaylar bardaklara dolarken, gruptan yükselen kahkahalar ve neşeli sohbetler çam ormanının sessizliğinde yankılandı. Gün içinde patikada yaşanan tatlı sakarlıklar, fotoğraflanan eşsiz manzaralar ve paylaşılan atıştırmalıkların hikayeleri neşeyle anlatıldı. Dağın bağrında, şehir karmaşasından kilometrelerce uzakta olmanın verdiği o katıksız özgürlük hissi herkesi birbirine daha da kenetlemişti.
Gecenin ilerleyen saatlerinde ateş yavaş yavaş köz haline gelirken sohbet yerini derin bir dinginliğe bıraktı. Işık kirliliğinden tamamen uzak bu yüksek irtifada, başlar yukarı kalktığında gökyüzü adeta devasa bir gezegen evine dönüşmüştü. Samanyolu’nun belirgin kuşağı gözler önüne serilirken, arada bir kayan yıldızlar ekibin dudaklarından sessiz dilekler düşürdü.
Sıfıra yaklaşan dağ soğuğu kendini hissettirmeye başladığında herkes tulumlarının yolunu tuttu. Fermuar seslerinin ardından gelen tek şey, cırcır böceklerinin ritmi ve çam dallarını hafifçe okşayan rüzgarın sesi oldu. Ekip, Göynük Yaylası’na uzanacak ikinci günün macerasına rüyalarında devam etmek üzere mışıl mışıl bir uykuya daldı.
5. Bölüm: Sabah Tazeliği ve Yeniden Yola Düşüş
Güneş henüz vadinin üzerindeki sis perdesini dağıtmadan, saat 06:00 civarında kamp alanında ilk hareketlilik başladı. Gece çökene kadar ateş başında geçirilen neşeli saatlerin ardından, dağ havasının tazeliğiyle uyanan 10 kişilik ekip güne son derece zinde başladı. Çadırların üzerindeki sabah çiği, doğanın o eşsiz kokusunu katbekat artırmıştı.
Sırt çantalarının yeniden yüklenip sert patikalara vurulacağı bu kritik gün için ilk iş, vücudun ihtiyaç duyduğu enerjiyi depolamaktı:
· Sabah Kahvaltısı: Kamp ocaklarının başına geçildi. Sıcak çaylar ve kahveler demlenirken; yulaf lapası, fındık ezmesi, yüksek proteinli barlar, kuruyemiş ve helva gibi hem sindirimi kolay hem de uzun süreli enerji sağlayacak besinlerle zengin bir kahvaltı yapıldı.
· Kampın İptali ve Hazırlık: Kahvaltının ardından tam bir disiplinle hareket edildi. Tulumlar sıkıştırıldı, matlar sarıldı, çadırlar kurulanıp çantaların içine yerleştirildi. Geride hiçbir çöp veya iz bırakılmayacak şekilde kamp alanı son kez kontrol edildi.
· Parkura Adım: Mataralar Hisarçandır Çeşmesi'nin buz gibi kaynak suyuyla dolduruldu. Bot bağcıkları sıkıldı, batonlar ayarlandı ve 10 kişilik ekip, Göynük Yaylası'na doğru tırmanacakları zorlu parkura doğru ilk adımlarını attı.
Sabahın tatlı serinliğinde, çam ağaçlarının arasından süzülen ilk güneş ışıkları eşliğinde tempoyu yakalayan ekip için maceranın en heyecanlı ve zorlu etabı başlamış oldu.
6. Bölüm: İrtifa Oyunları ve İkinci Geceye Doğru
Hisarchandır Çeşme mevkii arkada kalırken patika iyice dikleşmeye, dağ kendini hissettirmeye başladı. Göynük Yaylası’na giden bu etap, düz bir tırmanıştan ziyade ekibin nefesini ve bacak gücünü sınayan zorlu bir irtifa grafiği sunuyordu.
Adım adım yükselen 10 kişilik ekip, yol boyunca sürekli değişkenlik gösteren bir coğrafyayla mücadele etti:

· İrtifa Kazançları ve Kayıpları: Sert tırmanışlarla kazanılan her metre yüksekliğin ardından, patikanın derin kanyon yataklarına doğru aniden inen dik inişleri geldi. "Kaybedilen her metre irtifa, yeniden tırmanılacak bir diklik" demekti. Yükseklik arttıkça bitki örtüsü sıklaşan çamlardan bodur dağ çalılarına ve sert kayalıklara dönüştü.
· Kısa ve Disiplinli Molalar: Ekip lideri tempoyu korumak adına uzun molalar yerine 15-20 dakikalık ritmik nefes molaları verdi. Her duraklamada batonlara dayanarak nabızlar düşürüldü, mataralardan elektrolitli sular yudumlandı ve yüksek kalorili kuruyemişlerle kan şekeri dengelendi.
· Yardımlaşma ve Dayanışma: Yorgunluğun iyice çöktüğü, dizlerin titrediği sert geçitlerde gruptan kopmalar olmadı. Arkadan gelenlere tempoyu uyduran ekip, dar ve kaygan patikalarda el uzatarak birbirine destek oldu.
Akşamüzerine doğru havanın turuncu ışıkları sarp kayalıklara vururken, ekip uzun mücadelelerin ardından 2. kamp noktasına ulaştı. Yüksek irtifanın o sert ama büyüleyici atmosferinde, çadırlar bu kez daha yüksek bir tepenin rüzgar korunaklı düzlüğüne kuruldu. Güneş dağların arkasında süzülürken ekibin yüzünde, gün boyu aşılan o zorlu iniş çıkışların gururu vardı.
7. Bölüm: Ovacık’ta Yağmur, Kamp Ateşi ve Yağmurluğun Altındaki Çay Keyfi
Göynük Yaylası’nın zorlu iniş çıkışlarının ardından Likya Yolu’nun bu büyüleyici etabında yer alan Ovacık’a ulaşıldı. 10 kişilik ekip, günün yorgunluğunu atmak üzere hızlıca çadırlarını kurdu. Çok geçmeden kamp alanının ortasında yakılan kamp ateşinin etrafında toplanıldı ve akşam yemeği afiyetle yendi. Ancak dağ havası sürprizlerini saklamakta gecikmedi.

Yemekten hemen sonra gökyüzünü kaplayan nemli hava, önceden ince bir çiselemeye, ardından da sakin ama kararlı bir yağmura dönüştü. Deneyimli ekip panik yapmadan pratik önlemlerini aldı:
· Çadır ve Ateş Koruması: Yağmurun bastırmasıyla birlikte çadırların üzerine su geçirmez brandalar ve koruyucular gerildi. Kamp ateşinin sönmemesi için ise ateşin yüksekçe üst kısmına ısıya dayanıklı bir örtü çekilerek korunaklı bir alan oluşturuldu.
· Yağmur Altında Çay ve Sohbet: Ateşin çevresinde kurulan bu korunaklı yaşam alanında, dumanı tüten çaylar demlendi. Yağmur damlalarının brandaya ve çam yapraklarına vururken çıkardığı ritmik ses, ateşin sıcaklığına karıştı. Çaylar yudumlanırken yapılan sohbetler, yağmurun getirdiği o huzur dolu atmosferle daha da derinleşti.
· Sıcak ve Mutlu Bir Gece: Yağmur etkisini sürdürürken, ekip birer birer çadırlarına çekildi. Su geçirmez çadırların içinde, yüksek konforlu uyku tulumlarının sıcaklığına sarılan bedenler, günün tüm yorgunluğunu geride bırakarak sabahı karşılamak üzere derin ve mutlu bir uykuya daldı.
8. Bölüm: Göynük Kanyonu’nun Kalbine İniş ve Unutulmaz Final
8. Bölüm: Fırtınanın Sesleri, Orman Geçişi ve Yaban Keçileriyle Veda
Gece boyunca çadırların brandalarına tıpırdayan yağmur, sabaha karşı yerini pırıl pırıl açan bir gökyüzüne bıraktı. Ovacık’ın nemli çam kokulu havası ve bulutların arasından süzülen sabah güneşi ekibe muazzam bir enerji verdi.

3 günlük büyük maceranın bu son gününde tam bir görev paylaşımı yapıldı: Ekibin yarısı ıslanan çadırları kurutup pratik bir şekilde toplarken, diğer yarısı son kahvaltıyı hazırladı ve haritaları açarak son etabın rotasını gözden geçirdi. Artık tek bir hedef kalmıştı: Ovacık’tan başlayıp devasa kayalıkların ve serin suların şekillendirdiği Göynük Kanyonu’nun derinliklerine inmek, yayla sınırlarını geride bırakıp yürüyüşü Göynük merkezde noktalamak. Sırt çantaları son kez omuzlandı ve ekip, Likya Yolu’nun o tarihi patikalarında adeta bir romanın son sayfalarını devirircesine adımlamaya başladı:Göynük Yaylası’nın sık ve devasa çam ormanlarının derinliklerine doğru son etap için adımlarını attı. İlk saatlerde gökyüzü parçalı bulutluydu; çam dallarının arasından süzülen güneş ışıkları patikaya tatlı gölgeler düşürüyor, tatlı bir dağ rüzgarı yürüyüşe eşlik ediyordu. Fakat Göynük ormanlarının ekibe henüz son sözünü söylemediği kısa süre sonra anlaşıldı.
· Vadiye İniş ve Muazzam Manzaralar: İrtifa kaybettikçe kanyonun görkemli duvarları yükselmeye, kanyon tabanından gelen su sesleri gürleşmeye başladı. Arada verilen kısa soluklanma molalarında, devasa kayalıkların arasına gizlenmiş turkuaz renkteki doğal havuzlar ve çağlayanlar izlendi. Kamerasını çıkaranlar bu eşsiz kadrajları ölümsüzleştirdi.
Sık orman örtüsünün içine iyice girildiğinde hava bir anda karararak kurşuni bir renge büründü. Ağaçların üzerini kaplayan yoğun nem, yerini önce derin bir sessizliğe, ardından vadi boyunca yankılanan şimşek ve gök gürültülerine bıraktı:

Fırtına ve Bardaktan Boşanırcasına Yağmur: Gökyüzü adeta delindi. Sık orman tavanının altından geçerken patlayan şiddetli sağanak yağmur, yürüyüşü anında unutulmaz bir maceraya dönüştürdü. Ekip hızla gore-tex ceketlerini giydi, çanta kılıflarını çekti. Botların altından akan yağmur suları, çam pürlerinin kokusu ve gök gürültülerinin yankısı eşliğinde tempolu ve disiplinli yürüyüş sürdürüldü. Bu, doğanın tüm gücüyle ekibe sunduğu muazzam bir sahneydi.
Kanyona Varış ve Güneşin Yeniden Doğuşu: Fırtına ne kadar aniden geldiyse, kanyon girişine yaklaşıldığında yerini o kadar hızlı bir şekilde parçalı bulutlara ve yıkanmış pırıl pırıl bir havaya bıraktı. Islak kayalar ve turkuaz sular yağmur sonrası pırlanta gibi parıldıyordu.
Tepelerdeki Sürpriz Karşılaşma: Hikayenin ve 3 günlük rotanın en büyüleyici anı ise kanyonun sonundaki devasa sarp kayalıklarda gerçekleşti. Başlarını yukarı kaldıran ekip üyeleri, kanyonun dik yamaçlarında ve yüksek tepelerinde heybetle duran yaban koyunlarını (keçilerini) fark etti. Sarp kayalarda imkansız dengelerle duran bu özgür dağ sakinlerini izlemek, günün ve tüm maceranın yorgunluğunu bir anda unutturdu.
Göynük Merkezde Zafer: Sürpriz fırtınası, çam kokulu patikaları, sağanağı ve tepelerdeki yaban hayatı seyriyle bu son etap, tüm hikayenin en unutulmaz karesi oldu. Ekip, Göynük merkezine ulaştığında arkalarında sadece geçilmiş kilometreler değil; doğanın her haline tanıklık etmiş sımsıkı bir dostluk ve muazzam bir anı bıraktı.




Yorumlar