top of page

Sislerin Ardındaki Kanyon: Yarbaşçandır Hikayesi

6 Tem
3 dakikada okunur

Antalya’nın sırtını yasladığı o heybetli Beydağları’nın gölgesinde, her zamanki rotaların çok uzağında bir sabah. Yarbaşçandır Köyü’nün sakin havasını geride bırakıp, Çandır Çayı’nın derin kanyonuna doğru dik bir patikadan inişe geçiyoruz. Aşağıdan gelen suyun gürültüsüne, uzaktan uzağa derinden gelen bir uğultu daha eşlik ediyor: Gökyüzü bugün pek tekin durmuyor.

Çantalar son kez kontrol ediliyor, su geçirmez kılıflar çekiliyor ve ekip kanyona ilk adımını atıyor. İşte başlıyoruz!

1. Perde: Kanyona Giriş, Kaygan Taşlar ve İlk Şimşek

Vadi tabanına indiğimiz anda hava birden serinliyor. Kanyona girdikten yaklaşık bir saat sonra, gökyüzü aniden kurşuni bir renge bürünüyor. Yukarıdaki devasa çınar ve çam ağaçlarının yaprakları, fırtına öncesi o sessizlikle titremeye başlıyor. Ve ilk GÜÜÜM! sesi kanyon duvarlarında yankılanıyor. Gökgürültüsü dar kanyonda o kadar güçlü patlıyor ki, ses dalgasını göğüs kafesimizde hissediyoruz.

Hemen ardından bardaktan boşalırcasına bir yağmur başlıyor. Kanyon zaten ıslak, ancak yukarıdan yağan yağmurla birlikte her şey saniyeler içinde ekstrem bir boyuta taşınıyor.

İlk Fire: Zaten ıslak olan devasa kayalar, yağmur suyuyla birleşince adeta buz pistine dönüyor. Üzeri yosun bağlamış bir taştan diğerine geçmeye çalışan ekibin deneyimlilerinden biri dengesini kaybediyor. Kısa bir çığlık ve ardından büyük bir ŞLAAAP! sesi. Neyse ki sırt çantası darbeyi yumuşatıyor. Sudan sırılsıklam ama kahkahalarla çıkıyor. Ancak bu düşüş ve tepemizde çakan şimşekler gruptaki rehaveti tamamen yok ediyor; artık hata lüksümüz sıfır.

2. Perde: Yağmur Altında Beyaz Köpükler ve Gizli Şelale

Kanyonun bükümünü döndüğümüzde, Çandır Çayı’nın uğultusu gök gürültüsüne karışıyor. Karşımızda, yaklaşık 6-7 metre yükseklikten vahşi bir öfkeyle dökülen ilk büyük şelale duruyor. Yağmur damlaları şelalenin turkuaz göletine binlerce ok gibi saplanırken, manzara hem büyüleyici hem de ürkütücü bir hal alıyor.

Yolu devam ettirmek için bu şelalenin tam yanındaki ıslak ve kaygan kaya duvarını aşmamız gerek. Şelalenin yarattığı serpinti, yüzümüze kırbaç gibi vuran yağmur ve her an patlayan şimşeklerin ışığı altında, kayadaki kılcal çatlaklara tutunarak milim milim yükseliyoruz.

  • Zorlu Geçiş: Şelalenin tam tepe noktasına ulaştığımızda, suyun en sert aktığı eşikten karşı kıyıya geçmek zorundayız. Üstelik yağmur yüzünden su debisi de dakikalar içinde yükseliyor. Birbirimizin bileklerine kenetlenerek bir insan zinciri oluşturuyoruz. Akıntı ayaklarımızı yerden kesmeye çalışırken, tam o anda çakan bir şimşek kanyonu bir anlığına güpegündüz gibi aydınlatıyor. Saniyeler süren o mücadeleden galip çıkıp kendimizi yukarı atıyoruz.

  • Adrenalin Molası: Bu tehlikeli tırmanışın ardından, şelalenin hemen üstünde kalan ikinci bir gizli gölette mola veriyoruz. Zaten tepeden tırnağa sırılsıklamız; ne yağan yağmur ne de suyun soğukluğu umurumuzda. Botlar, kıyafetler ne varsa, buz gibi turkuaz suların içine bırakıyoruz kendimizi. Başımızdan aşağı yağmur yağarken, buz gibi göletin içinde yüzmek… Damarlarda akan o yoğun adrenalinle birleşince muazzam bir arınma hissi veriyor.

3. Perde: Çamurlu Dik Yamaçlar ve Belirsizlik

İlerledikçe kanyon geçit vermez bir hal alıyor. Önümüzdeki devasa bir kaya çökmesi, su yolunu tamamen kapatmış. Tek çare: Kanyonun dik, çarşaklı ve yağmur yüzünden tamamen çamura bulanmış %70 eğimli yan yamacına tırmanarak bu engeli yukarıdan baypas etmek.

Bu etap, su yürüyüşünü bir anda tam bir hayatta kalma mücadelesine çeviriyor. Bastığın her toprak parçasının aşağı kayma, her taşın yerinden oynama riski var. Üstelik yukarıda gökyüzü hala kükremeye devam ediyor.

  • "Taş var!" çığlıkları yağmurun sesini bastırmaya çalışıyor.

  • Çamurlanan eller, tutunacak bir ağaç kökü, sağlam bir maki dalı arıyor. Kayıyor, tekrar tutunuyoruz.

  • Nefesler tamamen ritmini kaybetmiş durumda; çamur ve ter birbirine karışıyor.

Yukarı tırmandıkça, Çandır Çayı aşağıda sislerin ve yağmur perdesinin ardında incecik hırçın bir şerit gibi kalıyor. Yükseklik korkusu ve fırtına birleşince tam bir irade sınavına dönüşüyor. Yaklaşık 45 dakikalık o dikey, çamurlu mücadeleden sonra, kazasız belasız engelin arkasına geçmeyi başarıyor ve kendimizi tekrar vadinin güvenli tabanına, suyun koynuna bırakıyoruz.

Sonuç: Elementlerin Arasında Doğayla Bir Olmak

Akşama doğru, fırtına yavaş yavaş etkisini kaybedip yerini ince bir çiselemeye bırakırken kanyonun çıkışına ulaşıyoruz. Üstümüz başımız çamur içinde, kıyafetlerimizden sular damlıyor, dizlerimizde ve dirseklerimizde küçük sıyrıklar var.

Fiziksel olarak tükenmiş durumdayız ama gözlerdeki o parıltı her şeyi özetliyor. Çandır Çayı’nın hırçın sularında, gök gürültüsünün o heybetli sesinde ve tepemize inen yağmurda kaybolan sadece yorgunluğumuz değil; şehir hayatının tüm yükü o kaygan taşların arasında akıp gitti. Geriye sadece elementlere karşı duran, birbirine kenetlenen o ellerle yazılmış epik bir macera kaldı.

 
 
 

Yorumlar


Join our mailing list

Thanks for submitting!

  • Youtube
  • Black Facebook Icon
  • Black Instagram Icon

© 2035 by The Mountain Man. Powered and secured by Wix

bottom of page