Göklerin Altında Bir Likya Macerası: Göynük Etabında Güneşten Fırtınaya
- yilmazosman1
- 2 Haz
- 3 dakikada okunur
Akdeniz Güneşiyle Başlayan Aldatıcı Huzur
Likya Yolu’nu yürüyenlerin çok iyi bildiği bir gerçek vardır: Bu yol sadece kilometrelerden ibaret değildir; size doğanın her yüzünü tek bir günde gösterebilecek kadar canlı bir organizmadır. Göynük etabına başladığım o sabah, gökyüzü bu gerçeği bana en sert ve en unutulmaz şekilde fısıldayacaktı.
Sabahın ilk ışıklarıyla kanyona doğru adım attığımda, tepemde pırıl pırıl, neredeyse kusursuz bir Akdeniz güneşi vardı. Çantamın ağırlığını omuzlarımda hissederken, hafif bir esinti eşliğinde çam kokularını içime çekiyordum. Göynük Kanyonu’nun o büyüleyici turkuaz suları arkamda kalırken, rotanın en zorlu kısımlarından biri olan yukarılara, dağlara doğru tırmanışa geçtim. Her şey o kadar huzurlu, o kadar "kartpostal gibiydi" ki, birkaç saat sonra doğanın bana nasıl bir sürpriz hazırladığından tamamen habersizdim.
Ormanın Derinliklerinde Zamanın Durduğu An
Yükseldikçe bitki örtüsü sıklaşmaya, Akdeniz’in o bodur makileri yerini devasa çamlara ve asırlık ağaçlara bırakmaya başladı. Ormanın derinliklerine doğru ilerledikçe güneş ışınları artık yere daha zor ulaşıyordu. Yükselen nemle birlikte dik patikayı tırmanırken aldığım her nefes daha da ağırlaşıyordu.
İşte tam o sıralarda, doğanın sessizliği yön değiştirdi. Kuş sesleri bıçak gibi kesildi. Ormanın o kendine has uğultusuna, uzaktan gelen derinden bir gurultu eşlik etmeye başladı. Başımı yukarı kaldırdığımda, ağaç dallarının arasından görünen o masmavi gökyüzünün yerini kurşuni, ağır ve tehditkar bulutların aldığını gördüm. Akdeniz güneşi, yerini bir anda tekinsiz bir loşluğa bırakmıştı. Ormanın derinliklerindeydim ve geri dönmek için artık çok geçti.
Fırtınanın Doğuşu: Şimşekler ve Sağanak Altında
İlk damla fırtınanın habercisi gibi sertçe yüzüme çarptı. Birkaç dakika içinde gökyüzü adeta yarıldı. O ana kadar sıcaktan şikayet ettiğim gökyüzü, üzerime bardaktan boşalırcasına bir sağanak indirmeye başladı. Hemen çanta yağmurluğumu geçirip kabuğuna çekilen bir kaplumbağa gibi fırtınanın ortasında ilerlemeye çalıştım.
Ama asıl meydan okuma gök gürültüleriyle başladı. Ormanın derinliklerinde, dev ağaçların arasında yankılanan o gök gürültüleri kelimenin tam anlamıyla göğüs kafesimi titretiyordu. Ardından o korkunç ama büyüleyici şimşekler çakmaya başladı. Gökyüzü anlık olarak bembeyaz kesiliyor, saniyeler sonra devasa bir patlama sesiyle orman sarsılıyordu. Şimşeklerin yarattığı o elektrik yüklü havayı tenimde hissedebiliyordum. Adımlarım hızlandı, kalbimin ritmi gök gürültülerine karıştı. Korkuyla karışık muazzam bir hayranlık içindeydim; doğanın saf, filtrelisiz gücünün tam ortasındaydım.
İniş Rotası: Çamur, Kaygan Taşlar ve Hayatta Kalma İçgüdüsü
En tepe noktayı aşıp iniş rotasına geçtiğimde macera boyut değiştirdi. Likya Yolu’nu simgeleyen o kırmızı-beyaz çizgileri takip etmek, sağanak yağmur altında iyice zorlaşmıştı. Patika, saniyeler içinde çamur ve akarsu yatağına dönüşmüştü. Bastığım her taş kayıyor, bastığım her toprak parça altımdan kayıp gidiyordu.
Batonlarıma hayatımı emanet edercesine sıkı sıkı sarıldım. Her adım bir satranç hamlesi gibiydi; yanlış bir basış, metrelerce aşağı kaymak demekti. Sırılsıklam olmuştum, ayakkabılarımın içi tamamen su dolmuştu ama bunu düşünecek durumda değildim. Şimşekler hala tepemizde çakıyor, gök gürültüsü iniş yolunda bize eşlik ediyordu. Konsantrasyonumun zirvesindeydim. Ormanın o vahşi güzelliği içinde, fırtınayla uyum sağlamaktan ve sadece önümdeki bir sonraki adıma odaklanmaktan başka çaremiz yoktu.
Sonuç: Fırtınanın Ardından Gelen Hafiflik
Saatler süren (ama bana günler gibi gelen) o zorlu inişin ardından, fırtına yavaş yavaş etkisini kaybetmeye, gök gürültüleri uzaklaşmaya başladı. Sonunda daha güvenli ve açık bir alana ulaştığımızda yağmur artık sadece çiseliyordu. Arkama dönüp o heybetli, dumanlı dağlara ve bulutların sardığı o dik kayalıklara baktım.
Üşüyordum, yorgundum ve sırılsıklamdım; ama içimde tarif edilemez bir başarmışlık hissi ve hafiflik vardı. Likya Yolu’nun Göynük etabı bana o gün çok büyük bir ders verdi: Doğa her zaman kendi kurallarıyla oynar. Biz yürüyüşçülere düşen ise onun bu görkemli gücüne saygı duymak, uyum sağlamak ve sunduğu her anın tadını çıkarmaktır. Güneşle başlayıp şimşeklerle taçlanan bu yürüyüş, hayatım boyunca unutamayacağım en gerçek anılardan biri olarak Likya günlüğümde yerini aldı.




Yorumlar